|
|
|
Neler Yapabilirsiniz ? |
Datça’da
mevsimler bildiğimiz gibi değişmez. Çünkü bahar ele geçirmiştir bu coğrafyayı
ve bahar isyancıdır. Datça’nın mevsimler tablosu şöyledir: Yaz,
sonbaharlı bahar, ilkbaharlı bahar ve yine yaz... Ocakta badem çiçekleriyle
uyanan yarımadada, daha sonra anemonlar, papatyalar, birbirinden leziz Ege
otları kaplar çayırları. Kütür kütür çağlalar pazara çıktığında
bile badem çiçekleri dalları terk etmez. Ayşen Yaman, Hürriyet Seyahat
okurları için gözlemlerini yazdı. Bahar
ele geçirmiştir bu coğrafyayı. Toprak, güneşi ve yağmuru çok sever, yağmurun
ardından güneş gösterdiğinde yüzünü, armağanlar sunar her ikisine de.
Anemonlar kaplar her yeri, kapandıklarında mini mini lale gibidirler, açıldıklarında
kırların prensesleri. Anemonları ilk gördüğümde hep üzerlerini örtmek
isterim, üşüyeceklerini düşünürüm ama o kadar güçlüdürler ki, rüzgârda
sağa sola savrulsalar da hep ayakta kalırlar. Ocak sonlarında bir mucizeye
tanık olur yarımada. Bir bahar sabahı uyanır ve yola düşmek gerektiğini
bilirler. Kumyer’den Palamutbükü’ne inen yolda ovaya doğru badem çiçeklerinin
her yeri beyaza boyadığını görür. Hem içlerinde bahar, hem de baharın içinde
olurlar. Erken bahar, badem çiçekleriyle ocak sonlarında başlar. Badem ağaçları
martta çağlasını, temmuzda bademini sunar. Fakat badem ağacı çiçekleri,
ocakta açıp bitmez. Mart geldiğinde bazı ağaçlardan çağlalar toplanırken
hâlâ çicek açan badem ağaçları vardır. Bir avucumda yazdan kalan bademin
tadı, diğer avucumda çıtır çıtır körpecik çağla ve gözlerimin önünde
pembe, beyaz çiçeklere bürünmüş badem ağaçları. Şubat sonuna doğru,
iri papatyaların filizleri, yani “dalleme”ler başlar çıkmaya. Aceleci ve
istilacıdırlar, mart ortalarına vardığımızda yarımada yeşile serilmiş
iri papatyaların işgali altındadır. Her yeni güne başlarken çoğalmış
ve uzamış görürüm papatyaları. Yeşil, beyaz ve sarı dışında başka
bir renk görmez olur gözlerim. Evlerin bahçelerinde, yürüdüğüm yollarda,
her yerdedirler. Ellerimle dokunup severim, hafif esen rüzgârla yeşil, sarı,
beyaz dalgalanırlar. Bir düş kurarım papatyalar ve iyi insanlara dair.
Papatyalarla ortak bir dil bulur, bir gece konuşup, planlar yapar ve betonlaşmış
şehirleri istila eder. Dünyayı kurtarırım.
NİSANDA
HER GÜN YENİ BİR ÇİÇEK
Mart başladığında her gün yeni bir renge uyanma zamanıdır. Mart ve
nisanda çiçekler türlü türlü renkleri ve güzellikleri ile Datça’yı süslemeye
başlar. Salep çiçekleri açar, çok farklı renklerde ve seyretmeye doyamadığım
güzellikte. Sapsarı renkleriyle ekşikulak otlarının çiçekleri yayılır.
Adamotları halı gibi serilir ayağımın altına ve tam ortalarında mor çiçekleri.
Alimeçler yani sarıpapatyalar zeytin yeşili rengindeki yapraklarının arasından
çıkıverirler. İnce uzun yapraklarının arasından delikanlı çiçekleri açar
eflatun ve mor renklerde. Deniz otunun ve çiğdemlerin de mor tonlarında çiçekleri
renklendirir baharı. Pembe mürdümük çiçekleri yayılır yeşilin üstünde.
Karabaş otları mis gibi kokularını mor çiçekleriyle yayar. Kokuyu duyanlar
özlemleriyle bir araya geliversinler diye çünkü bir adı da “hasret kavuşturan”dır.
Şakayıklar hoş kokularını sunar bordo kırmızısı renklerinde. Şifalı
mayıs papatyaları başlar nisan ortalarında, minicik gövdeleri, uçuşan
beyaz yaprakları ve buram buram kokularıyla. Ben bitki uzamanı değilim ama
keşfetmenin merakı ve her günüme başka bir renk sunan, Datça baharı
tutuverince elimden. Gören, bilen gözleri bulup öğreniverdim isimlerini.
Hepsi bir aradadır, papatyaların arasında, adamotları, hemen yanı başlarında
ekşikulak çiçekleri vardır.
ÇAYIRLAR
BOSTANA DÖNÜNCE SOFRALAR OTLARLA ŞENLENİR
Gelincikleri unuttuğumu sandınız. Asla! Onlar narin gövdeleriyle,
kıpkırmızı boy gösterirler tüm renklerin arasından. Sonra kırmızı
asice çoğalır. Bir gelincik tarlası düşü içinde, düş baharın içinde,
bahar yarımadanın her yerinde. İşte tam da bu zaman, gelincikler çoğalıp
baharının kırmızı bayrağı olduğunda, gerçek ve düş arasında bir
masal ülkesinde ya da Van Gogh’un tablolarından birinde değil Datça’da
baharın tam ortasındayımdır. Datça yeşile keser, tüm bu yeşilliğin içinde
bir de otlar vardır. Bambaşka bir şenlik başlar. Hem yeşildir, hem
lezzettir. Ot yemekleri sofraları doldurur. Ot bilgesi teyzelerle çayırlara
çıkmak kadar keyifli, bir o kadar şaşırtıcı ve işin sonunda “bek dadlı”
bir bahar hali var mıdır? Zeytinyağı da mutlaka karışır ot lezzetlerine.
İlk önce dallemeler toplanır. Şubat sonları henüz çiçekler basmadan,
taze dalları kırılarak toplanır, yaprakları sıyrılır. Haşlandıktan
sonra zeytinyağı, limon ve sarımsakla harmanlanır. Tadımı? Çok leziz.
Ebegümeçleri en kolay bulunandır. Tazecik yapraklar çıt diye kopar,
bulgurlu yemeği, yumurtalı kavurması ve hatta bulgur ve mürdümükle sarması
yapılır. Körmen’in bir başka adı çayır soğanıdır. Çok güzeldir
aroması. Çiğ ya da pişirilerek yenilir. Turp otunun yemeği de, satası da
ayrı birer tattır. Labada, hindiba, ısırganotu, dilkicek, gışıyak, iğnecik,
radika, şevketibostan, zemperlik... Diye devam eder. İster haşlanıp zeytinyağı,
limonla soslanır, ister kavrulup yumurtayla lezzetlendirilir.
BİTKİ
ÇAYI MI DEDİNİZ?
Bitki çayı çeşitlerini baharda taze içerim. Kuruttuklarımı da tüm
yıl kullanırım. Adaçayı, biberiye, karabaşotu, narpız çok hoş aromalıdır.
Tam 123 çeşit bitki yetişir bu çayırlarda. Baharı uzun olan yarımada
toprağının, güneşe, yağmura ve baharı gören insanlara armağanları da böylesine
çok oluyor. Zamanın büyük bir bölümü dışarıda geçer, dağda, bayırda,
deniz kıyısında, evlerin bahçelerinde. Yağmur yağmadığı sürece güneş
hep vardır. Datça’da hıdrellez bir dini bayram özeninde kutlanır. Ardıç
dalları bereket getirsin diye evlerin kapılarına asılır. Hıdrellezde
yiyecekler sepetlere, çıkınlara konulup kırlara çıkılır. Herkes en yeni
giysilerini kuşanır. Hep beraber kurulan sofralarda yenilir, içilir ve kayıklarla
denize açılıp, yeşil ve maviye dostluk, bereket sunulur.
BAHARIN
SESLERİ
Baharın sesleri de vardır. Datça’nın muhteşem koylarından
Mesudiye’de bir evde iseniz kuş sesleri uyandırır. Anne kekliğin ve
yavrularının sesleri doldurur yatak odanızı. Baharı toplayıp kovanlarında
tatlandırmaya başlayan arıların sesleri duyulur. Kuşlar süzülerek uçarlar
renk cümbüşünün üzerinde ya da merak ederler papatyanın sarısını,
gelinciğin alını ve konup dallarına yakından bakarlar. Bir kartal süzülür
tepeden kanat sesleri rüzgâra karışır. Gece kirpilerin ayak sesleri ve
homurtuları gelir kulağınıza. Bir kaplumbağa geçer yanınızdan telaşsızca.
Baharın kokusu doldur içimi, derince çektiğim nefesimle. Akşamüstü
meltemleri, taşır verandama ve takılıp gidesim gelir, ay ışığında yanan
portakal çiçeklerinin kokuları ardına. Geceleri badem çiçeklerinin kokusu
sarhoş eder. Kekik kokuları yayılır buram buram. Şakayıklar, karabaş otu
çiçekleri hoş kokularını salar baharın içine, tamda içime. Bir düş içinde
baharı yaşar ve bahar olurum. Hüzün çok kalmaz buralarda, ya bir kuş kaçırır,
ya da bir papatya savurur. Portakal ve badem çiçeklerinin kokusu alır gider hüznü,
yerine umudu bırakır.
Datça’da bahar böyle eyler. Tüm haftayı, masa başında geçiren
modern hayat tutsakları. Kaçın bahara!
|
|